23 Şubat 2014 Pazar

Bebek

"Abini hiç anlamadım da, seni doğururken bir taraflarım çatmıştı." Annem hep der bunu. Neyin geldiği daha doğarken mi belli olur? Ne olacağımız, daha doğmadan belli olur. Yani bir kısmı... Karakterimiz daha ana karnındayken şekillenmeye başlar. Kader dediğimiz, daha o zamandan örülür. Bir kısmını da biz sonradan çizeriz. 

Daha memeden kesilmemiş bir bebekten bahsediyorum. Yani bahsedeceğim.  Dişleri çıkmaya başlamış, hala meme emen bir bebek. Emmek ile kalmıyor, memeyi dişliyor, sonrada dişlediği meme ile beraber kafasını geri çekiyor ve annesinin suratına bakıyor. Kadıncağız ağlar, ama veledini beslemeye devam edermiş. Tahmin edeceğiniz gibi bu bebek ben oluyorum. 

Benim doğduğum yıl, Berlin duvarı yıkıldı. Soğuk savaş sona erdi. Ülkemizde Özal dönemi vardı. Yığınla yabancı ürün ve marka ülkeye akıyordu. Benim payıma, hazır bez düştü. Annem bezi ilk defa bağladı. Arada bir işedim mi diye kontrol etti. Bende tık yok. Herhalde işiyor ve bez emiyor diye düşündü annem. Bravo. Üniversite mezunu kadınsın, üstelik hemşiresin. Bez ile imtihanı kaybediyorsun. Aradan saatler geçiyor, annem kıllanıyor. Doğru acile gidiyoruz. Zaten ben daha 20 günlükken, doktor 20 iğne yazmış hesabıma. Hastahanelere alışkın bir bebekmişim. 

Doktor karnıma dokunmuş, teşhisi koymuş. Bacağıma iğneyi saplamış ve... Suratı ıslanmış. Doktorun suratına işeyen bebekler, sadece filmlerde komedi unsuru değiller. Beni tanıyorsanız, onlardan birini tanıyorsunuz demektir.

Bezlere fazla para gömmedik. 1,5 yaşımda altıma etmeyi bıraktım. E bunu neden anlatıyorum şimdi? Çünkü ben 3 yaşına kadar konuşmayı çözemedim.Konuşamadan, işaretler ile derdimi anlattım. Yaşıtım olan kuzen, maşallahı var, şakıyor. Ancak altına yapmaya devam. "Sıçıcam işte, sıçıcam" diye etrafta dolanıyor. Benim konuşamazken ıh ıh ile dert anlatmamı gördükçe, rahmetli halamın sinirleri kalkarmış. 

Konuşamamamın sıkıntısını ise babam çekmiş. Adamcağız seyahate gider, tabii o zamanlar cep telefonu da yok. Postahaneden evi ararmış. Konuşamıyorum ben daha, ama illa konuşacağım babamla. Üh ürü üüüüü, hav hav hav, miyav miyav... Konuşma olayım buymuş. Bir postahanede bana cevap olarak aynı sesleri çıkaran babamı hayal edin. Hazır başlamışken, kendinizi Antalya'ya gelmiş bir turist olarak da hayal edin. Babama uzaylı gibi bakan bir turist oldunuz, tebrikler. 

3 yaşına kadar konuşamayınca, bir daha susmadım tabii. Hala acısını çıkarıyorum. 

5 yaşıma falan geldim. Abim "anne ben hep sizin yanınızda oturacağım" dermiş. Ben ise "ben teeee orada oturacağım." Bildiğim en uzak yer teee orası olduğu için teee orada oturmak istiyordum. Abim şimdi annemlere çok yakın oturuyor, ben hala teee oralara bakıyorum.

Gene 5 yaşımda falanım. Yahu nasıl bir bebek, huzur evi nedir falan bilir? Neden bilir? İzzet Baysal huzur evinin oradan arabayla geçiyoruz. Huzur evi olduğunu duyunca "anne, baba bakın sizi buraya kapatıcam" diyorum. Çok ciddiyim. Demişim bunu. Babam daha dün bile diyordu, ne şerefsizsin sen diye. İçine oturmuş adamın. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder