Karıncalar gibi çalışkanlar.
Karınca kadar görünüyorlar. Binlerce insan, her sabah uyanıp, işlerine koşturuyorlar. Para kazanmak, hayatı devam ettirmek için. Bir gökdelenin tepesindeyim, onları izliyorum. Karıncaları izleyen bir çocuk gibi.
Egzoz dumanı sigara dumanına karışıyor. Topuklu ayakkabının yürürken çıkardığı sesler, korna seslerine eşlik ediyor. Asfalt güneşin ışığında bir elektrikli ısıtıcı gibi ısınıyor. Yumurta kırsanız üzerine, yumurta pişer. Üç tarafı denizler ile çevrili şehrimizin her tarafı kasvet ile kaplı.
Karıncaların arasında değilim. Olamıyorum. Kendimi bir gökdelenin tepesine hapsettim. Aşağıya iniş yolu kapalı. Tek yol buradan atlamak. Aşağıya iniş yok, sadece düşmek var.
Eskiden daha kalabalıktık burada. Herkes birer birer atladı. Karıncalar ile en çok dalga geçenler, onlar hakkında fikir yürütüp asla onlardan biri olmayacağını söyleyenler ilk atlayanlar oldu. Sonra birer ikişer herkes atlamaya başladı. Son kalanlar, atlayamayacakları için endişelendiler. Aşağıdakilere bağırdılar, orasının ne durumda olduğunu sordular. Atlamak için cesaret istediler. Nereye atlayabileceklerini sordular. Bir birlerine cesaret verdiler.
Atlamayın dedim. Elinde sonunda herkes atlayacak, dediler. En son atlayanlar en kötü yerlerde olacak dediler. Burada kalalım dedim. Güneş bizi kurutur, su bulamayız dediler. Aşağıda sevdiklerimiz var, belki bize su atarlar dedim. Kimse kimseye ömür boyu su atmayacaktır, dediler. Şarap istemiyoruz, su istiyoruz. Neden atmasınlar? Atmazlar. Burada olanlara tahammülleri kalmadı. Onların kanını emen sinekler olarak görüyorlar bizleri. Olur mu? Bizler kardeştik. Burada ekmeği, suyu paylaşmadık mı? Artık bir değiliz. Burası sadece geçmişte kalan anı. Ekmek paylaşım devri geçti. Arık ekmek kavgası devrindeyiz.
Anlamadım. Anladım da, işime gelmedi. Atlamaktan korkmadım. Sadece aşağısını sevmiyorum. Sevmek zorunda değilmişim. Hayat böyleymiş. Sadece sevdiğimiz şeyleri yapamazmışız. Neden? Hayat böyledir. Bu bir cevap değil. Kabul etmiyorum. Hayat buysa, ben onu reddediyorum. Yüzümü mağaranın farklı bir duvarına çeviririm. Farklı bir hayatı izlerim. Olmaz mı? Herkes kendi önüne baksın diyen kırbaçlı zebaniler mi var mağarada?
Aşağıda ben, aynı ben olamam ki. Her düşüş bir şeyleri eksiltiyor bizden. Eksilmek istemiyorum. Düşmek değil, yükselmek istiyorum. Derdimi anlatsam, anlasan, hak versen, "ama" demesen olmaz mı? Hayatın "ama"larından sıyrılsak biraz. Tembel tembel güneşlensek burada, susuzluktan kavrulsak, uyusak. Gözlerimiz sadece mavi gökyüzünün mağara duvarındaki yansımasını görse. İmkansız mı? Masallar da mı gerçektir mutluluk sadece? Hayır, bir yolu mutlaka var. Olmalı. Belki belimize bir ip bağlar, aşağıya sıra sıra atlar, sonra birbirimizi yuları çekeriz. Yorulur ve dinleniriz. Mutlaka bir yolu vardır. Azalmadan, eksilmeden, hayallerden vazgeçmeden yaşamanın mutlaka bir yolu vardır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder