8 Nisan 2014 Salı

Kıtipiyoz ve Minik

2005 eylülünün ilk günleriydi. Annem ile birlikte alışverişe mi ne, bir yerlere gidiyoruz. Bayır yukarı çıkarken, bayırın tepesinde bizi izleyen köpek yavrusunu görüyoruz. Adetimdir, gördüm mü severim enikleri. Sadece kafasını seviyorum ve o peşime takılıyor. Birlikte 50 metre kadar yürüyoruz. Yürürken, yavru köpeklere has o şımarık sevimliliğini takınıyor. Sanki dişisini etkilemeye çalışan bir erkek, onu sahiplenmem için beni tavlamaya çalışıyor. Başarıyor da namusssuz. Anneme orada beklemesini söylüyorum, enikle beraber geri dönüp bayırı iniyoruz, evin önüne geliyoruz, bahçeye giriyoruz ve onu bahçeye hapsetmiş oluyorum. En azından ben öyle sanıyorum. Üzerine kapattığım kapının parmaklık arasından çıkmaya çalışıyor. Ayağı bir yerlere sıkışıyor ve incecik sesiyle havlamaya başlıyor. Ben onu kurtarmaya çalışırken, o canının yanmasının etkisi olarak elimi ısırıyor. Ayağını kurtardıktan sonra, el ısırmanın bedelini gösteriyorum. Kulağını çekiyorum. Benzetme değil, cidden kulağını çekiyorum. 

Köpeği tekrar bahçeye atıp, ki bu sefer bahçenin en arkasına, koşa koşa çıkıyorum bahçeden, peşimden gelemesin diye koşa koşa gidiyorum yoluma bir süre. Hem annemi de bekletmiş oldum. Koşmak spordur ayrıca. Bir iki saat sonra geri geldiğimde, enik bahçede değil. Gitti sanıyorum, bir saat sonra mahallenin çocukları, ki beni enikle görmüşlerdi, "abi senin köpek geldi" diyorlar. Belli oldu, köpek ile aramda bir bağ oluşmuş. Madem bakacağız, bari önce bir veterinere götürelim, değil mi? 

Veteriner yaklaşık iki-üç kilometre falan uzakta. Yolu yürüyerek gidiyoruz. Enik gerçekten çok tatlı bir şey, yolda çoluk çocuk sürekli sevmek istiyor, sürekli durmak zorunda kalıyoruz. Adını soruyorlar, bende hayvana isim verme alışkanlığı yoktu, hala da yoktur. Kedimin adı sözde "Korsan" ama hayvana ben kedi diye sesleniyorum, annem kızım diyor, babam psisi diyor. Neyse, çoluk çocuk sorunca, köpeğin adına Kıtipiyoz diyorum. 

Ben önde, Kıtipiyoz arkada, yol alıyoruz. Yol boyunca sadece sevmek isteyen çocuklar ile değil, sevmek isteyen yetişkinler ile de karşılaşıyoruz. Kasaplar et, balıkçılar balık veriyorlar, ben durmuyorum, o da yemeği bırakıp peşimden geliyor. Henüz beraber iki saat bile geçirmiş değiliz. Bu eniğin bana olan bağlılığını hiç bir şey açıklayamaz bana. Tasma falan takmadan iki-üç kilometre yolu beraber yürüyoruz. Veterinere varıyoruz. Aşı yapılıyor, pire tozu dökülüyor. Canını yaktık hayvanın, ama hala peşimden geliyor. Geldiğimiz yolu bir de geri dönüyoruz. 

Evde besleyecek halim yok, bahçeye bırakıyorum. Gene çıkmaya çalışırken sıkışıyor, kurtarıyorum. Bu sefer elimi ısırmıyor, hayvanın kafa da çalışıyor, hemen öğrendi ısırmanın ceza getireceğini. Sıkışmasın diye arka bahçeye bağlıyorum, bu seferde ağlıyor. Mahalleyi uyutmayacak bütün gece enik. Çare yok, yanına iniyorum, uyuyana kadar başında bekliyorum. Kucağımda uyuyakalıyor. 

Bir süre böyle idare ediyoruz. Sonra okul açılıyor, her sabah köpeğe görünmeden kaçmaya başlıyorum. Bahçeyi iyice evi belledi, gündüzleri dolanıp, sonunda evine geliyor. Mama falan da verdiğim yok, ne ediyor bilmiyorum, ama sonunda hep bahçede meydana çıkıyor. Beni takip etmesinden çok endişe duyuyorum, sonuçta benim peşinden  gelirken araba falan çarpması işten bile değil. Bir gün gene beni izlerken, parkta takılan bir gurup çocuğa veriyorum Kıtipiyoz'u. Aslında için acıyor biraz ama, çocuklar hemen bir tasma geçiriyorlar boynuna. En azında araba çarpma riskini yok ettim sanıyorum. Bir iki saat sonra eve döndüğümde, bizimki gene bahçede beni bekliyor oluyor. Çingene kızanlarının elinden bile kaçmış gelmiş.

Geçen yaz, çöp konteynerinin yanında, gene bir enik buluyorum. Köydeyiz. Evin bahçesinde zaten iki tane köpeğimiz var. Biri babamın Gundi'si, diğeri annemin Kız'ı.(evet annem dişiye kızım, erkeğe oğlum diyor. He Gundi'nin kimlikteki adı Titrek aslında) Gundi babamın henüz on günlükken hayatını kurtardığı bir kangal kırması. Bir karabaş safkan sivas kangala atlamış, anne yavruları sahiplenmemiş, annenin sahibi "gebersinler, bana ne" demiş. Babam da yavrulardan birini almış, eve getirmiş. O zamanlar daha köyde değil, İstanbul'da yaşıyor. Hayvan daha on günlük, ayakta duramıyor, titriyor. Bir de benim azman kediden dayak yiyor. Neyse sonra köye gitti rahatladı. Diğer köpek ise, annemin Kız'ı, abimin çalıştığı barınakta bir köşede tek başına takılırken, hazır köyde yer var deyip annem tarafından barınaktan alınmış bir golden. (Abim veteriner hekim bu arada) (Köpeklere ek olarak babamın 15'ten fazla kanaryası var. Üredikçe ürüyorlar tam sayıyı bilmiyorum)

Bu kalabalık hayvan popülasyonuna, yengem ile beraber bir tane daha köpek ekliyoruz. İsim konusunda tartışırken, hayvanın adı Minik kalıyor. Minik'i güzelce yıkıyoruz, veteriner(abim) kontrolünden geçiriyoruz. Bahçeye değil, evin dış balkonuna yerleştiriyoruz. Bir hafta sonra, hayvan kendisi bahçeye iniyor. Gundi ve Kız ile tanışıyor. Diğer ikisi bağlı dururken, bu kendini bağlatmıyor. (değer ikisi gayet alışkınlar bağlı durmaya, hiç itiraz etmeden bağlanıyorlar) 

Bir sabah Minik'in sesi ile uyandım. Ağlıyor, annem "Cenker koş biri köpeği çalıyor" diyor. Cümle kafamdan tam geçmiyor. Köpek çalmak nedir? Öyle cins bir hayvan falan değil, bildiğiniz sokak köpeği bu. Fırladım evden, adamın biri atmış benim Minik'i traktöre götürüyor. Koştum yetiştim, "dayı ne aldın köpeğimi?" dedim, adam "sahipsiz sandım ben onu be ya" gibi bir şeyler dedi. Abi köye bak, millet başkasının bahçesinden köpek çalıyor. Aynı adam babamın kafasını etini yemiş, ver o köpeği bana diye. Babam da "böyle, böyle" dedi, baktım adam çalacak kadar çok istiyor, alsın bari dedim. Zaten ben İstanbul'a dönecektim, babama bir köpek daha bırakmayalım dedim. Adam zaten iki tane kendi köpeği dışında gelen diden diğer köpeklere de bakıyor. Gelip bizim bahçeye yerleşen bir kangal oldu bir keresinde. Gundi ile anlaşamayınca, yazlığa bekçi köpeği oldu o da.

Dün yazdık ya, yememesi gereken şeyleri yiyen iki köpek, işte Minik'in sonu da aynı oluyor. Fare ölüsü bulup yemiş galiba, e fare zehirden öldü, zehir bizim Minik'e geçti. Kıtipiyoz ise bir süre sonra ortadan temelli kaybolmuştu, gitti sandım, sonra biri söyledi, görmüş, araba çarpmış ona, benim okul servisini beklediğim köşenin oralarda.

not: İlk resim temsili Kıtipiyoz(lar) ikincisi Minik'in kendisi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder