15 Nisan 2014 Salı

Kötü adam

Genelde Amerikan filmlerinde var olan bir tiptir bu adamlar. Romantik komedi filmlerinde boy gösterirler. Esas kızın liseden ya da üniversiteden arkadaşıdır. İnanılmaz başarılıdır. O kadar ki, adamın başarı dolu yaşamı, tüm erkeklerin gözünde itici olmasına neden olur. Ekran dışında karşısına çıksa, tüm gün yalakalık yapacağı adamı sinema perdesinde görünce, içinde biriktirdiği tüm kini kusar ona. Zaten yönetmenlerin pek çoğu da, lise de olsun, üniversite de olsun, kötü adam olarak çizdikleri bu tiplerce eziklendikleri için, kendi nefretlerini bir yığın erkek ile paylaşırlar. 

Bu adamlar, filmlerdeki esas oğlanın aksine sürekli başarılıdır. Aslında olmayacak şeyler, bizim esas oğlanın başına gelirken, bu adamların başına hiç sıra dışı, onu komik duruma düşürecek bir olay gelmez. Başlarına eziklenecek bir olay gelmediği için, salonda onu izleyen kimse onunla empati kurma gereği duymaz. Aslında bu adamın ezikliği, senden, benden daha beterdir. Adam, elini sallasa ellisi, ama işte esas kıza takıntısı olmuş, gözü başka hiç bir şeyi görmüyor. Ona arkadaş olarak yanaşmayı, sürekli entrika çeviren bir pislik olmayı göze almış bu adam. Hayattaki tüm başarıları gözünü kör etmiş, tek başarısızlığını da saplantı haline getirmiş. Tek bir hatası, adamı herkesin gözünde kötü adam yapmaya yetiyor. Aslında bu adam bildiğiniz kara sevdalı, bildiğiniz ezik aşık durumunda. Çoğu filmde de, kadını hak eden o bence. Ama işte o yanaşmasındaki sinsilik yok mu, beni bile çileden çıkarıyor. Hep bir mantık, hep bir başarı odaklı hareket etme güdüsü. Adam sanki aşk yaşamıyor, satranç oynuyor. Bak böyle bakınca gene acıdım lan adama.

He, bana ne? Ben niye dert ettim şimdi bu adamın, hatta bu "kurgu tipinin" halini? Adamla empati  yapma gereği olan son kişi falanım herhalde. Benim başarılar hanem genellikle boş kümeye çıkıyor. Bir kadının en yakın arkadaşı olmaktan baya baya uzağım. Bir tane, çok çok sevdiğim kadın arkadaşım vardır, onu da başka bir yakın arkadaşıma yamadım, kafam rahat. Kaldı ki her şeyi başarırım, sinsi olmayı başaramam sanki. Sinsilik sıkı bir ağız istiyor, benim sülalem ağız ishali gibi, kimse de sıkı ağız yok. Ben bu adamlara sadece çok kıl olduğum için, haklarında düşündüm. Böylede bir sonuca vardım. Bence boşuna kıl oluyoruz bu adamlara. 

Hayatta tabii ki çok sık karşımıza tam olarak bu şekilde çıkmıyorlar. Daha çok hem  iş hayatında, hem sosyal hayatında başarılı olan tipler olarak çıkıyorlar. Zaten seninle benimle konuşurken hep üstten bakma durumları olduğu için, pek samimi arkadaş olarak göremiyoruz onları. Belki kendimizi ona arkadaş olarak yakıştıramıyoruz. Üzerine düşünmediyseniz, hiç fark etmemişsinizdir bile. Hatta onların varlığından bile haberiniz yoktur. Belki siz de, onlardan birisinizdir. Gerçekten farklı bir tür gibi bu adamlar, sanki içlerinde V2123-44 gibi bir virüs var. Rakı balıktan da onlar anlar, İstanbul Caz Festivalinden de. Futbol muhabbeti de yapar, geçen hafta gittiği baleden de bahseder. Hep "işleri" vardır. Siz ne olduğunu bile anlamazsınız, ama "kesin para var bu işte" dersiniz. Girmeye çalışırsınız, size güzelce "yapamazsın"ı açıklarlar, başka söze gerek kalmadan ikna olursunuz. 

İşte bu adamların sinemadaki yansıması oluyor o "kötü adam tiplemesi." Çünkü onlardan o kadar nefret ediyoruz ve karşılarında kendimizi o kadar ezik kalıyoruz ki, elimize geçen ilk kurgulama fırsatında onları yerin dibine geçirmek istiyoruz. İşin acı yönü, adam ekranda izlediğinin kendi olduğunu anlamıyor, gelip o tip hakkında sizin bile aklınıza gelmemiş bir "şey" söylüyor. Ulan karakteri yaratan siz, ama onun hakkında yaptığı yorum ile yıldızlaşan gene o adam oluyor. 

Ya o adam gibi olmaya çalışın, ki başarı oranı pek bir düşük, ya da siktir edin, düşünmeyin bile. Moral bozuyor çünkü bu adamlar, saygılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder