Televizyonda haber bültenlerini izleyip insanlıktan yeteri kadar nefret etmeyi başardıysanız, tebrik ederim. Artık belgesel dünyasına dalıp hayvan aleminden de nefret etmenin vakti gelmiştir. "Dünya dönmüyor, dönseydi havada duran uçak Çin'ne giderdi" diyen yobazdan mideniz mi bulandı? "Uzay aslında boş değil, bir sürü atom altı parçacık ile dolu. Sadece dün aklıma gelen bir teori bu ama durum bu" diyen bilimci kankamıza bir göz atma vaktiniz geldi. Türkiye'de yaşanan acımasız cinayetler yüzünden utanç içinde misiniz? Bir de ABD'ye bakma vakti. Sürekli RTE'ye mi maruz kalıyorsunuz. Belgesel dünyasında Hitler var.
Belgeselciler için tarihin %90'ı İkinci Dünya Savaşı. Savaşın %90'ı Naziler, Nazilerin %90'ı da Adolf Hitler. Ya bu adam kazara savaşı kazansaydı hakkında bu kadar belgeseli yapılmazdı. Nazilerin karanlık dünyasından tutun, Hitler'in donunun rengine kadar her şeyin belgeseli yapılmış. En son Hitler'in iktidarsız olduğunu söyleyen bir tanesine denk geldim. Adam "batılılar beni ele geçirirse kafese koyar maymun gibi sergilerler" gibi bir şey demişti. Belki cesedi sergileyemediler ama bu yaptıkları da pek farklı değil. He bu kadar belgesel yaptılar, farklı bir şey dediler mi? Yok. Şöyle karizmaydı, böyle başa geldi, bla bla ve Yahudileri kesti. Lan bir kere de sadece söz arasında değil, dolu dolu cümleler ile ÇİNGENELERE DE SOY KIRIM YAPTI deyin be. Dünyanın her yerinde olsalar da paraları ve lobileri olmadığı için... neyse yaa, başka yazıya anlatırım ben bunu size.
Tarih'in geri kalan konuları da biraz Roma, biraz Orta Çağ'da ibaret. Bu zamanlardan da pek popüler konular ayıklanmış. Gladyatörler, engizisyon falan gibi. Pek çok sinema filminde daha fazla "geçerli bilgi kırıntısı" bulmanız mümkün. Hele BBC bir kaç serisinde kendine tarih yazmış desem yeri. Örneğin son izlediğim BBC belgeselinde Atilla'yı ve Cengiz Han'ı bir kombin yapmışlar, Hun İmparatoru diye kakalıyorlardı. Konudan uzak olsam belki yerdim de, bu konuda olmadı. Yedirdiklerine de geleceğiz.
Belgesellerin en popüler konusu tabii ki vahşi doğa belgeselleri. Büyük kediler de bu şovların yıldızları. Çok fazla izlerseniz, erkek aslanlara inat feminist olabilirsiniz. Benim bile isyan edesim, yeter bu dişi aslanların çilesi diyesim geldi. Erkek aslan olacak koca götlüler avlanmaz, dişileri avlanır. Bunlar tüm gün Serengeti güneşinden korundukları bir ağaç gölgesinde göt büyütürler. (bknz: aslan yattığı yerden belli olur) Dişiler yakaladıkları avı getirdiğin zaman da, bu hırbolar afiyetle sıcak eti mideye indirirler. En sosyal kediler aslanlar olsa da, dişi aslanlar arasında henüz feminist akımlar gelişememiş. Örgütlü mücadele olmayınca hepsi erkek aslanın boyunduruğunda yaşamaya mahkum kalmışlar. Köle gibi çalıştırdığı yetmezmiş gibi, kafasına göre dişilerin erkek yavrularını, ergenliklerine gelince "kovdum ula köyden seni" diye yoluyor.
Tabii doğanın en pis erkekleri aslanlar değil. Yok, yok hemen kendi cinsimiz aklınıza gelmesin. Doğada bizden beter erkekler var. En beter erkekler deniz ayılarında. Tecavüz deseniz bunlarda, cinayet deseniz bunlarda. Ya çiftleştikleri eşlerinin yarısını falan ezerek öldürüyorlar. Ayrıca dönemi geldiğinde durmadan çiftleşiyorlar. Çoluk çocuk dinlemeden tuttuğunu hallediyor. Tavşan falan hikaye, bu ayılar hiç durmadan... Bildiğiniz pornografik yayına çeviriyorlar belgeseli. Proje çocuk yetiştireceğim ayaklarına çocuklara belgesel falan izletmeyin, bu ayılara denk gelirse yetiştirdiğiniz çocuk katliam projesi olabilir.
Sadece erkek hayvanlarda sorun varmış gibi oldu da, tabii ki öyle değil. Çocuklarını yiyen analar mı istersiniz, çiftleştiği erkeğinin tüm enerjisini sömüren mi? Garibim kara dulun adı çıkmış, insanlar bir onu biliyor da, eşini yiyen kadınlar say say bitmez. Böceği de yiyor, kuşu da, memelisi de. Çır çır böceğinin dişisi dır dır böceği mesela. O da erkek düşmanı. Medealar sarmış dört bir yanımızı.
Vahşi doğanın yeterince vahşi olması yetmezmiş gibi belgeselciler de buna destek vermeye devam ediyorlar tabii. Ya ben hiç Hayvan pornosu izlememiştim, taaa ki belgesellere sarana kadar. Üç belgeselden birinde mutlaka "şehvetine yenik düşen hayvan" teması işleniyor. Hayır bunlar bizim gibi 7/24 olaya hazır hayvanlar da değiller. Belirli zamanları var çiftleşmek için. Belgeseller de ise sürekli icraat halindeler maşallah. Porno yayına kayan bir de "suç belgeselleri" kanalı var. Ona da birazdan geleceğim.
Peki bu hayvanlı belgesellerden hiç mi bir şey öğrenmedim. Hiç mi bir hayvanı sevmedim. Sevdim elbet. Hayvanlar aleminin serserisine kaptırdım gönlümü. Ne aslanlar, ne kurtlar, ne filler, ne gergedanlar. Hiç biri, bir bal porsuğu etmez arkadaşlarım. Ya bir hayvan düşünün ki, damlasından azı sizi anında öldürecek yılan zehirlerine bağışıklı olsun. Arı sokmalarını hissetmesin. Aslanları osuruğu ile yola getirsin. Tüm bunları yaparken de "cool" görünümünden bir parça kaybetmesin. Karizmasına karizma katsın. Hani şu sokak başlarını bekleyen gençlerimiz var ya, işte onlar maymunla değil, bal porsuğu ile aynı atadan geliyorlar. Bu kadar umursamaz, bu kadar boş vermiş olup hayatta kalmanın başka bir açıklaması olamaz. Yazı bitince bir kaç porsuk videosu izleyin. Anlatılmaz izlenir hayvanlar gerçekten.
Kıssadan da hisse alalım hemen. Arkadaşlar, biz bir sürü kanun, kural falan ile yaşamaya çalışıyoruz da, doğada gerçekten tek bir kural işliyor. Güçlü olan güçsüzü yiyor. İnsan dediğimiz de evrimde bir kaç basamak yukarıda olan bir memeli sadece. Fazla kasmayalım. Ne kural koyarsak koyalım, doğanın bu kanunu işleyecek gibi.
Gelelim cinayetlere. Daha doğrusu suç belgesellerine. Geceleri en fazla izlediğim bunlar oluyor. Genel olarak sevişiyorlar. Sonra da biri birini öldürüyor. Olay bu yani. Eğer zenginlerse, kadın adamı öldürüyor. Orta halliler ise, adam kadını.
Ya Doğu Asya'dan gelin satın almayı ben şaka sanıyordum mesela. Sen belki hiç duymadın böyle bir şey. Ciddi ciddi gazete ilanı ile gelin alıyor orta direk şişko Amerikalı abilerimiz. Sonra kadın adamdan kurtulmaya çalışırken, ahan da namus cinayeti. Sırf bu konu üzerine program var.
Dediğim gibi, hemen hemen her cinayetten önce bir kaç sevişme var. Bir bilinç altı mesajı olarak sevişirsen katil ya da ceset olursun demeye mi çalışıyorlardır nedir. Bir de, canlandırmada tüm adamlar sikspek, kadınlar mermer karın oluyor. Sonra Gerçek Kesit tadında röportajlar devreye giriyor. Aaaaa az önce mermer karınlı ablanın canlandırdığı kadın bildiğimiz erik modelmiş. Ya canlandırmalarda herkes çok güzel, gerçekler ise bambaşka.
Tabii ki sadece cinayet belgeseli yok. Dolandırıcılık, teşhircilik, garip saplantıları olan insanlar gibi belgeseller de var. Tabii ki bu programlarda da insanlar sevişiyor. Bizde yan kesici göt cebinden cüzdan aşırır ya, bunlar da doğrudan götü aşırıyor. Tam "aha bu sefer kimse sevişmeyecek sanıyorum, ana konu ile alakasız birileri sevişiyor. Ya benim 3 ay bedava erotik kanal paketim vardı. Yemin ederim bir kere açma gereksinimi duymadım. Bu suç kanallarında ki ve hayvan kanallarındaki cinsellik yetti de arttı bile.
Çocuklarınıza bu belgesel kanalını da izletmeyin dememe gerek yok herhalde. Gerçi, siz de izlemeyin bence. Geçenlerde 13 yaşında bir kız çocuğu ile internette kandırdıktan sonra onu kaçırıp 3gün boyunca bodrumunda zincirleyen bir sayko vardı. Seks kölesi yaptım seni falan diye eylemlerinden daha sinir bozucu konuşuyordu. Adam yakalandı, 12 yıl falan gibi bir ceza aldı. bu saçmalıklar bir biz de olmuyor yani.
Ve en sevdiklerime geldik. Bilim belgeselleri. Önce uzaylı olanlardan başlayalım. Bir hafta içinde, Venüs meteoroloji kuruluna atanacak kadar bilgi sahibi olmanız mümkün. Nerede asit yağmuru var, 400 derece üzerinde nasıl bir canlı hayatta kalabilir falan. Galileo artık sizin için tarihi bir şahsiyet değil, Jüpiter uydularında gezinen bir araç haline gelir. Gök gürledi, fırtına oldu, insanlar şikayet mi ediyor? Güneş fırtınalarından bahsedip ortamın içine edebilirsiniz. Zaten sizin için Güneş artık hayatın ve enerjinin kaynağı değil, sivilceli bir ergen olabilir. Sürekli lekeleri patlıyor. Dünya'ya manyetik fırtınalar yolluyor falan. Aklın mı karışıyor? Dur daha bu ne ki?
Şimdi şu hadron çarpıştıran alet var ya, aslında o yok. Yaaa, bildiğiniz belgeselci uydurması o. Yoksa yıllardır farklı farklı bir sürü deney yapılan ve bir tane bile pratik sonuca ulaşamayan alete milyarlarca dolar yatırıldığına mı inanıyorsunuz. Ben 17 yaşımdaydım, bunlar Higgs arıyordu. Geldim 26 yaşıma, hala arıyorlar. Tüm sonuçlar teorik. Teorik Higgs yetmedi, daha bir sürü atom altı parçacık çıkardılar başımıza. Pek tabii hepsi teorik. Bu gerçek olabilir mi yaa?
Bir de, cidden anlamak istediğimden başka bir şeyle ilgilenmeden tam odaklanarak izliyorum bu tür belgeselleri. Başlarda her şey kolay oluyor. Fizikçi profesörlerimiz tane tane "bak bu böyle, bu da böyle" diye anlatmaya başlıyorlar. Anlar gibi oluyorum. Sonra bir başkası çıkıyor, "yok amk öyle değil o" diyor. Aklım karışmaya başlıyor. Sonra üçüncü gelip tek kelime bile yaşayan dilleri kullanmadan bir şeyler anlatıyor. Orada kopuyorum. "Gereksiz tevazu aptallıktır" derler. Ben ki internet kafede çeşit çeşit oyun oynayarak birincilikle üniversite kazanmış adamım. (bitiremem çok farklı konu) Yani zeki biriyim. Şıp diye anlarım. Bu belgeselleri izlerken bildiğiniz salya akıtan geri zekalılara dönüyorum. Bir yerden sonra tek kelime anlamıyorum. (lisede fiziğim 4'tü benim. Bakmayın sözel alan seçtiğime, o takıntılı olmamdan kaynaklıydı.)
Fizik profesörleri hakkında da bir çift lafım var. Ya seri katil tipleri var, ya seksi profesör. Ortası yok. Sana bana benzeyenini görmedim daha. Katil tipliler röportajları çalışma mekanlarında yapıyorlar. Diğer seksi şeyler ise spor yaparken poz verip röportaj yapıyorlar. Bu ikinci türden kuşkulanıyorum arkadaş. Sen hem atom altı parçacık ile uğraş, hem manken gibi fizik sahibi ol. Nasıl oluyor bu iş? (Zamanı verimli kullanmak diyenin ağzına vururum. Yok vurmam, zaman aslında yok diye kafasını ütülerim. Boşuna izlemiyorum ben bu belgeselleri.)
Fizik falan tam anlamasam da, aslında her şey teorik de olsa, kendi içinde tutarlı ve mantıklı şeyler. Bilim de en az Suudi şeyhler kadar saçmalaya biliyor. Geçen şu belgeselde zombiler gerçek olabilir mi diye bölüm yaptılar. Çeşitli virüslerin, mantarların ve parazitlerin evrimleşmesi ile mümkün olabilirmiş. Ya sen yayınlanırken efsane olan bir kaç belgesel serisinden birisin, neden böyle şeyler yapıyorsun? Sen deyince korkuyorum ben. (Bunu çoluğa çocuğa izletin isterseniz. Gerçi hiç bir şey anlamaz. Siz izleyin en iyisi)
Bilim belgesellerinde en tırt olanlar, tabii ki "hepimiz ölebiliriz" temalı olanlar. Yukarı da zombi saldırısı diyen bölüm bile bunlardan daha mantıklıydı. Konuları şöyle oluyor "ya dünyadaki tüm volkanlar aynı anda patlarsa? ya dünya kendi etrafında dönmeyi bırakırsa, ya güneş sönerse? ya eşek oğlan doğurursa?" Doksanlı yıllarda asparagas gazeteler vardı. Sakallı bebekler doğar, ahan da kıyamet alameti, öleceğiz derlerdi. Aha bunlar da o kafada. Tek farkları dini değil, bilimi alet ediyorlar reytinge. Dünyadan kaçma planları sunuyorlar diyeyim, siz anlayın gerisini.
Bir de tabii ki gerçek felaketlerin belgeselleri var. Depremler, kasırgalar, hortumlar, seller vb. Bunlara bir kulp bulamayacağım. Pek çoğu, çok çok çok emek isteyen zor yapımlar. İbreti buradan alalım, doğa karşısında karıncalar kadar çaresiz yaratıklarız.
Geldik sonuncu türe. Hayat belgeselleri. Bazen bir şehri, bazen bir hayatı anlatırlar. Bazen kafa açıcı programlar yaparlar, bazen kafa yediren sihirbazlık numaraları gösterirler. Genel olarak izlenebilir programlar. Özellikle biz bu konuda, şehir falan tanıtma da yani iyiyiz. İz Tv'yi canı gönülden destekliyorum. Ödenekleri artsa ülkenin reklamı olacak kadar iyi işler yaparlar. Bir de, NetGeo'da akıl oyunları diye bir program var, onu çok beğeniyorum. İnside Turkish Airlines'ı nedense bir göz atıyorum.
Bitirmeden, iki kanala sitemimi ileteyim. Belki bir mucize olur da duyarlar sesimi.
Ey Histori Çenıl, Allah senin de, kamyoncularının da, modern rehincilerinin de, amerikan koleksiyoncularının da belasını versin. Adınız batsın, iki yakanız bir araya gelmesin. Evlerinize ateşler değil, Vezüv Yanardağı'nın volkanları yağsın inşallah. Ulan hep aynı hep aynı programlar. Bu ne? Adam mı s.kiyorsunuz siz? Adam gibi belgeseller yayınlayın amk.
Eyyy BBC, birader sizin merkez kutuplar da falan mı? Ya şu penguenleri, fokları, özellikle de kutup ayılarını bir rahat bırakın yaaa. Az biraz sıcak iklimlere inin. Tamam tarih konusunda olmayınca kaliteli iş yapıyorsunuz ama konuyu genişletin be. Hep kutuplardasınız? Tapusunu mu aldınız nedir? O garip garip kabilelerde bir ay falan yaşayan adama ağırlık verin. Öpüyorum.
Tarih'in geri kalan konuları da biraz Roma, biraz Orta Çağ'da ibaret. Bu zamanlardan da pek popüler konular ayıklanmış. Gladyatörler, engizisyon falan gibi. Pek çok sinema filminde daha fazla "geçerli bilgi kırıntısı" bulmanız mümkün. Hele BBC bir kaç serisinde kendine tarih yazmış desem yeri. Örneğin son izlediğim BBC belgeselinde Atilla'yı ve Cengiz Han'ı bir kombin yapmışlar, Hun İmparatoru diye kakalıyorlardı. Konudan uzak olsam belki yerdim de, bu konuda olmadı. Yedirdiklerine de geleceğiz.
Belgesellerin en popüler konusu tabii ki vahşi doğa belgeselleri. Büyük kediler de bu şovların yıldızları. Çok fazla izlerseniz, erkek aslanlara inat feminist olabilirsiniz. Benim bile isyan edesim, yeter bu dişi aslanların çilesi diyesim geldi. Erkek aslan olacak koca götlüler avlanmaz, dişileri avlanır. Bunlar tüm gün Serengeti güneşinden korundukları bir ağaç gölgesinde göt büyütürler. (bknz: aslan yattığı yerden belli olur) Dişiler yakaladıkları avı getirdiğin zaman da, bu hırbolar afiyetle sıcak eti mideye indirirler. En sosyal kediler aslanlar olsa da, dişi aslanlar arasında henüz feminist akımlar gelişememiş. Örgütlü mücadele olmayınca hepsi erkek aslanın boyunduruğunda yaşamaya mahkum kalmışlar. Köle gibi çalıştırdığı yetmezmiş gibi, kafasına göre dişilerin erkek yavrularını, ergenliklerine gelince "kovdum ula köyden seni" diye yoluyor.
Tabii doğanın en pis erkekleri aslanlar değil. Yok, yok hemen kendi cinsimiz aklınıza gelmesin. Doğada bizden beter erkekler var. En beter erkekler deniz ayılarında. Tecavüz deseniz bunlarda, cinayet deseniz bunlarda. Ya çiftleştikleri eşlerinin yarısını falan ezerek öldürüyorlar. Ayrıca dönemi geldiğinde durmadan çiftleşiyorlar. Çoluk çocuk dinlemeden tuttuğunu hallediyor. Tavşan falan hikaye, bu ayılar hiç durmadan... Bildiğiniz pornografik yayına çeviriyorlar belgeseli. Proje çocuk yetiştireceğim ayaklarına çocuklara belgesel falan izletmeyin, bu ayılara denk gelirse yetiştirdiğiniz çocuk katliam projesi olabilir.
Sadece erkek hayvanlarda sorun varmış gibi oldu da, tabii ki öyle değil. Çocuklarını yiyen analar mı istersiniz, çiftleştiği erkeğinin tüm enerjisini sömüren mi? Garibim kara dulun adı çıkmış, insanlar bir onu biliyor da, eşini yiyen kadınlar say say bitmez. Böceği de yiyor, kuşu da, memelisi de. Çır çır böceğinin dişisi dır dır böceği mesela. O da erkek düşmanı. Medealar sarmış dört bir yanımızı.
Vahşi doğanın yeterince vahşi olması yetmezmiş gibi belgeselciler de buna destek vermeye devam ediyorlar tabii. Ya ben hiç Hayvan pornosu izlememiştim, taaa ki belgesellere sarana kadar. Üç belgeselden birinde mutlaka "şehvetine yenik düşen hayvan" teması işleniyor. Hayır bunlar bizim gibi 7/24 olaya hazır hayvanlar da değiller. Belirli zamanları var çiftleşmek için. Belgeseller de ise sürekli icraat halindeler maşallah. Porno yayına kayan bir de "suç belgeselleri" kanalı var. Ona da birazdan geleceğim.
Peki bu hayvanlı belgesellerden hiç mi bir şey öğrenmedim. Hiç mi bir hayvanı sevmedim. Sevdim elbet. Hayvanlar aleminin serserisine kaptırdım gönlümü. Ne aslanlar, ne kurtlar, ne filler, ne gergedanlar. Hiç biri, bir bal porsuğu etmez arkadaşlarım. Ya bir hayvan düşünün ki, damlasından azı sizi anında öldürecek yılan zehirlerine bağışıklı olsun. Arı sokmalarını hissetmesin. Aslanları osuruğu ile yola getirsin. Tüm bunları yaparken de "cool" görünümünden bir parça kaybetmesin. Karizmasına karizma katsın. Hani şu sokak başlarını bekleyen gençlerimiz var ya, işte onlar maymunla değil, bal porsuğu ile aynı atadan geliyorlar. Bu kadar umursamaz, bu kadar boş vermiş olup hayatta kalmanın başka bir açıklaması olamaz. Yazı bitince bir kaç porsuk videosu izleyin. Anlatılmaz izlenir hayvanlar gerçekten.
Kıssadan da hisse alalım hemen. Arkadaşlar, biz bir sürü kanun, kural falan ile yaşamaya çalışıyoruz da, doğada gerçekten tek bir kural işliyor. Güçlü olan güçsüzü yiyor. İnsan dediğimiz de evrimde bir kaç basamak yukarıda olan bir memeli sadece. Fazla kasmayalım. Ne kural koyarsak koyalım, doğanın bu kanunu işleyecek gibi.
Gelelim cinayetlere. Daha doğrusu suç belgesellerine. Geceleri en fazla izlediğim bunlar oluyor. Genel olarak sevişiyorlar. Sonra da biri birini öldürüyor. Olay bu yani. Eğer zenginlerse, kadın adamı öldürüyor. Orta halliler ise, adam kadını.
Ya Doğu Asya'dan gelin satın almayı ben şaka sanıyordum mesela. Sen belki hiç duymadın böyle bir şey. Ciddi ciddi gazete ilanı ile gelin alıyor orta direk şişko Amerikalı abilerimiz. Sonra kadın adamdan kurtulmaya çalışırken, ahan da namus cinayeti. Sırf bu konu üzerine program var.
Dediğim gibi, hemen hemen her cinayetten önce bir kaç sevişme var. Bir bilinç altı mesajı olarak sevişirsen katil ya da ceset olursun demeye mi çalışıyorlardır nedir. Bir de, canlandırmada tüm adamlar sikspek, kadınlar mermer karın oluyor. Sonra Gerçek Kesit tadında röportajlar devreye giriyor. Aaaaa az önce mermer karınlı ablanın canlandırdığı kadın bildiğimiz erik modelmiş. Ya canlandırmalarda herkes çok güzel, gerçekler ise bambaşka.
Tabii ki sadece cinayet belgeseli yok. Dolandırıcılık, teşhircilik, garip saplantıları olan insanlar gibi belgeseller de var. Tabii ki bu programlarda da insanlar sevişiyor. Bizde yan kesici göt cebinden cüzdan aşırır ya, bunlar da doğrudan götü aşırıyor. Tam "aha bu sefer kimse sevişmeyecek sanıyorum, ana konu ile alakasız birileri sevişiyor. Ya benim 3 ay bedava erotik kanal paketim vardı. Yemin ederim bir kere açma gereksinimi duymadım. Bu suç kanallarında ki ve hayvan kanallarındaki cinsellik yetti de arttı bile.
Çocuklarınıza bu belgesel kanalını da izletmeyin dememe gerek yok herhalde. Gerçi, siz de izlemeyin bence. Geçenlerde 13 yaşında bir kız çocuğu ile internette kandırdıktan sonra onu kaçırıp 3gün boyunca bodrumunda zincirleyen bir sayko vardı. Seks kölesi yaptım seni falan diye eylemlerinden daha sinir bozucu konuşuyordu. Adam yakalandı, 12 yıl falan gibi bir ceza aldı. bu saçmalıklar bir biz de olmuyor yani.
Ve en sevdiklerime geldik. Bilim belgeselleri. Önce uzaylı olanlardan başlayalım. Bir hafta içinde, Venüs meteoroloji kuruluna atanacak kadar bilgi sahibi olmanız mümkün. Nerede asit yağmuru var, 400 derece üzerinde nasıl bir canlı hayatta kalabilir falan. Galileo artık sizin için tarihi bir şahsiyet değil, Jüpiter uydularında gezinen bir araç haline gelir. Gök gürledi, fırtına oldu, insanlar şikayet mi ediyor? Güneş fırtınalarından bahsedip ortamın içine edebilirsiniz. Zaten sizin için Güneş artık hayatın ve enerjinin kaynağı değil, sivilceli bir ergen olabilir. Sürekli lekeleri patlıyor. Dünya'ya manyetik fırtınalar yolluyor falan. Aklın mı karışıyor? Dur daha bu ne ki?
Şimdi şu hadron çarpıştıran alet var ya, aslında o yok. Yaaa, bildiğiniz belgeselci uydurması o. Yoksa yıllardır farklı farklı bir sürü deney yapılan ve bir tane bile pratik sonuca ulaşamayan alete milyarlarca dolar yatırıldığına mı inanıyorsunuz. Ben 17 yaşımdaydım, bunlar Higgs arıyordu. Geldim 26 yaşıma, hala arıyorlar. Tüm sonuçlar teorik. Teorik Higgs yetmedi, daha bir sürü atom altı parçacık çıkardılar başımıza. Pek tabii hepsi teorik. Bu gerçek olabilir mi yaa?
Bir de, cidden anlamak istediğimden başka bir şeyle ilgilenmeden tam odaklanarak izliyorum bu tür belgeselleri. Başlarda her şey kolay oluyor. Fizikçi profesörlerimiz tane tane "bak bu böyle, bu da böyle" diye anlatmaya başlıyorlar. Anlar gibi oluyorum. Sonra bir başkası çıkıyor, "yok amk öyle değil o" diyor. Aklım karışmaya başlıyor. Sonra üçüncü gelip tek kelime bile yaşayan dilleri kullanmadan bir şeyler anlatıyor. Orada kopuyorum. "Gereksiz tevazu aptallıktır" derler. Ben ki internet kafede çeşit çeşit oyun oynayarak birincilikle üniversite kazanmış adamım. (bitiremem çok farklı konu) Yani zeki biriyim. Şıp diye anlarım. Bu belgeselleri izlerken bildiğiniz salya akıtan geri zekalılara dönüyorum. Bir yerden sonra tek kelime anlamıyorum. (lisede fiziğim 4'tü benim. Bakmayın sözel alan seçtiğime, o takıntılı olmamdan kaynaklıydı.)
Fizik profesörleri hakkında da bir çift lafım var. Ya seri katil tipleri var, ya seksi profesör. Ortası yok. Sana bana benzeyenini görmedim daha. Katil tipliler röportajları çalışma mekanlarında yapıyorlar. Diğer seksi şeyler ise spor yaparken poz verip röportaj yapıyorlar. Bu ikinci türden kuşkulanıyorum arkadaş. Sen hem atom altı parçacık ile uğraş, hem manken gibi fizik sahibi ol. Nasıl oluyor bu iş? (Zamanı verimli kullanmak diyenin ağzına vururum. Yok vurmam, zaman aslında yok diye kafasını ütülerim. Boşuna izlemiyorum ben bu belgeselleri.)Fizik falan tam anlamasam da, aslında her şey teorik de olsa, kendi içinde tutarlı ve mantıklı şeyler. Bilim de en az Suudi şeyhler kadar saçmalaya biliyor. Geçen şu belgeselde zombiler gerçek olabilir mi diye bölüm yaptılar. Çeşitli virüslerin, mantarların ve parazitlerin evrimleşmesi ile mümkün olabilirmiş. Ya sen yayınlanırken efsane olan bir kaç belgesel serisinden birisin, neden böyle şeyler yapıyorsun? Sen deyince korkuyorum ben. (Bunu çoluğa çocuğa izletin isterseniz. Gerçi hiç bir şey anlamaz. Siz izleyin en iyisi)
Bilim belgesellerinde en tırt olanlar, tabii ki "hepimiz ölebiliriz" temalı olanlar. Yukarı da zombi saldırısı diyen bölüm bile bunlardan daha mantıklıydı. Konuları şöyle oluyor "ya dünyadaki tüm volkanlar aynı anda patlarsa? ya dünya kendi etrafında dönmeyi bırakırsa, ya güneş sönerse? ya eşek oğlan doğurursa?" Doksanlı yıllarda asparagas gazeteler vardı. Sakallı bebekler doğar, ahan da kıyamet alameti, öleceğiz derlerdi. Aha bunlar da o kafada. Tek farkları dini değil, bilimi alet ediyorlar reytinge. Dünyadan kaçma planları sunuyorlar diyeyim, siz anlayın gerisini.
Bir de tabii ki gerçek felaketlerin belgeselleri var. Depremler, kasırgalar, hortumlar, seller vb. Bunlara bir kulp bulamayacağım. Pek çoğu, çok çok çok emek isteyen zor yapımlar. İbreti buradan alalım, doğa karşısında karıncalar kadar çaresiz yaratıklarız.
Geldik sonuncu türe. Hayat belgeselleri. Bazen bir şehri, bazen bir hayatı anlatırlar. Bazen kafa açıcı programlar yaparlar, bazen kafa yediren sihirbazlık numaraları gösterirler. Genel olarak izlenebilir programlar. Özellikle biz bu konuda, şehir falan tanıtma da yani iyiyiz. İz Tv'yi canı gönülden destekliyorum. Ödenekleri artsa ülkenin reklamı olacak kadar iyi işler yaparlar. Bir de, NetGeo'da akıl oyunları diye bir program var, onu çok beğeniyorum. İnside Turkish Airlines'ı nedense bir göz atıyorum.
Bitirmeden, iki kanala sitemimi ileteyim. Belki bir mucize olur da duyarlar sesimi.
Ey Histori Çenıl, Allah senin de, kamyoncularının da, modern rehincilerinin de, amerikan koleksiyoncularının da belasını versin. Adınız batsın, iki yakanız bir araya gelmesin. Evlerinize ateşler değil, Vezüv Yanardağı'nın volkanları yağsın inşallah. Ulan hep aynı hep aynı programlar. Bu ne? Adam mı s.kiyorsunuz siz? Adam gibi belgeseller yayınlayın amk.
Eyyy BBC, birader sizin merkez kutuplar da falan mı? Ya şu penguenleri, fokları, özellikle de kutup ayılarını bir rahat bırakın yaaa. Az biraz sıcak iklimlere inin. Tamam tarih konusunda olmayınca kaliteli iş yapıyorsunuz ama konuyu genişletin be. Hep kutuplardasınız? Tapusunu mu aldınız nedir? O garip garip kabilelerde bir ay falan yaşayan adama ağırlık verin. Öpüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder