"Bir büyücü asla geç kalmaz Forodo Bagins. Erken de gelmez. O tam gelmesi gerektiği zaman da gelir." Tabii ben Gandalf olmadığım için ara sıra erken gelebilirim ama asla geç kalmam. Kalmazdım yani.
Uçağın, otobüsün vaktini kaçıran insanlar benim için en az Gandalf kadar fantastikler. Saat belli, gidilecek yok belli, çoğu zaman ortalama hız belli iken nasıl olur da geç kalıyor bu insanlar diye çok düşünmüşümdür. Eğer saydığım faktörleri bilmiyorsan, tahmininden erken çıkarsın yola. E kimseyi erken geldi diye cezalandırmıyorlar. Otogarda, hava alanında oturur bir yere kitap, gazete, dergi falan okursun eğer erken gittiysen.
Bir kaç yıl önce, kuzenim uçağını kaçırdığını söylediğinde çok gülmüştüm. Evde kendi kendine oturup bir şeyler ile uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamamış, uçağı kaçırmış. Neyle dalga geçtiysem başıma gelir. Bu konu da istisna olmadı. Bir kaç ay sonra ben de uçağımı kaçırdım.
Kız arkadaşımı ziyaret için Fransa topraklarına gitmiştim. Paris'in biraz kuzeyinde Amiens diye bir şehir var. ( İsme gel, Am-iyens Am-yiyens yani Am-yiyenler) Benim biletler haliyle Paris-İstanbul. Giderken sorun olmadı, kız arkadaşım geldi beni Paris'ten aldı. Dönerken o benimle Paris'e gelmedi. Ben de "bulurum yaa yolumu, ne olabilir ki?" kafasıyla çıktım yola. Tedbirli insan olduğum için, hesaplarıma göre olmam gerekenden iki saat kadar önce hava limanında oluyordum.
Neyse efenim, Gare du Nord diye bir istasyondan, Orly hava alanına gitmem gerekiyordu. Ne olabilir ki? Bir kaç kişiye yolu sormak için yanaştım, kimse bir tarafına takmadı. Her biri az sonra dünyayı kurtaracağı için aceleyle işlerine güçlerine yetişiyorlardı. Geç kalmamak önemli tabii. Ben çabalarken, yaşını başını almış siyahi bir amcam yanıma yanaştı. Onda İngilizce, bende Fransızca olmadığı için derdimi beden dili ile anlattım. "Orly" dedim, maymun maymun hareketler ile hava limanı, uçak tarifi yaptım. Artık Orly diyen ağzımı mı anlamadı, yoksa maymun maymun hareketlerimi ırkçılık mı sandı bilemem, beni başka bir hava alanına yolladı.
Bindim Trene gidiyorum. Gidiyorum da, hafiften de kıllanıyorum. Son durakta uçak işareti var ve Charles de Gaulle gibi bir şey yazıyor. Ne olabilir ki? Fransızca okuya bilen arkadaşlar ünlü Fransız generali ve devlet adamı "Şarl de Gol"ün adını tanımışlardır. Bu isimde bir hava olduğunu bilenler, benim yanlış yöne gittiğimin farkında olabilirler. Ben ne adı okuyabildim, ne yanlış yere gittiğimi anlayabildim. Yol biraz uzun gelince azcık kıllandım tabii de, "ya geldiğimde yarime kavuşmanın heyecanı ile farkına varmamışımdır ben" diye düşündüm.
Varmam gerekenden iki saat önce varmıştım ama yanlış hava limanına. Fransız yardım severliği sayesinde bunu fark etmem biraz zaman aldı tabii. Gene de doğru hava limanına varma şansım vardı. Tabii çok kıymetli Avrupalılar o gün işleri yavaşlatma grevi yapmasalardı. Tren her durakta on dakika falan bekleyince kaçırdım tabii uçağı.
Şimdi düşününce fena mı oldu? Yoo, çünkü beni bırakmak için Paris'e gelmeyen sevgilim, biraz da benim istememle sabahlamak için Paris'e geldi. Hava limanında sabahlamış olduk. Daha doğrusu ben sabaha kar oturdum, o da benim yanımda uyudu. Eğer ilişki devam etseydi torunlarımıza anlatacağımız bir anı olurdu. Gerçi torunum olursa ben gene anlatırım bu anıyı.
Tabii şimdi böyle yazıyorum da, o zaman ben "senin yüzüğğğğndeğğğğnn" diye çok suçladım kızı. Yeri, dili bilmeyen insan tek başına gönderilir mi?
Daha da başıma gelmez sanıyordum ki, bu yazıyı yazmama vesile olan bir şeyi fark ettim. Yengem. Abimin karısı, pek pek çok çok ama çooooook değerli yeğenimin anası. Ara sıra biz bununla beraber köye gidiyoruz. Daha doğrusu köye gitmeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar beş altı kere denedik, hiç birinde otobüse saatinde yetişemedik. Bu geç kalmaları da işaret olarak göremediğimizden olsa gerek, beraber Kıbrıs'a gitmeye kalktık. Lan köye gidemiyoruz, Kıbrıs'a nasıl gidelim ama değil mi?
Aslında o zaten gidecekti, bebek var diye benim de gitmem gerekti. Bileti ondan sonra aldım, tam yarım saat öncesine. Neyse, beraber gideriz hava alanına dedik. Normalde ben hava alanına metro ile giden insanım. Gene öyle yapacaktım ama annem "bebeği metroya mı bindirecen, tutun taksi gidin, kızdırmayın beni hülloooğğğğ" çekince mecbur kabul ettim. Bizim buradan hava alanı yarım saat falan sürüyor normalde. Tabii yengemle benim yola çıkmamız "normal" olanı "anormal" yapmaya yetecek bir lanet. Trafik daha evin önünde sıkıştı, benim uçak kaçınca açıldı.
Fena mı oldu? Yok. Çünkü pek pek çok çok ve çooook değerli yeğenimin uçağa bine bilmesi için babasından noter onaylı bir belge mi ne gerekliymiş. Ben uçağı kaçırmasam ben gideceğim, yeğen geride kalacaktı. Durduk yere Kıbrıs'a gitmiş olacaktım. Daha beteri, durduk yere uçağa binmiş olacaktım. (uçak fobim yok. benim durum başka)
Sonuç olarak bir daha yengem ile bire yere gitmemeye yemin ettim. En azından evden beraber çıkmamaya. Nereye gidilecekse orada buluşmaya. Sonuçları ne kadar hayırlı olsa da, hayırsız da olsa, bir şeylere yetişememek benim en büyük fobim galiba.
Not: 25.04.2015 sabah saatlerinde motorundan ateşler çıkmaya başlayınca gerisin geriye acil iniş yapan uçağın arızasının nedeni ben olabilirim. Kem gözlerim ile bunu başarmış olabilirim. O derece nefret ediyorum bir şeyleri kaçırmaktan.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder